Üniversite hayatımda hayal ettiğim gibi olmazsa mezarıma gökdelen dikin.
hayal ettiğim gibi değil,buyrun mezarıma
hayal ettiğim gibi değil,buyrun mezarıma
Ben sana hiç umulmadık bir anda rastladım. Beklenmedik bir fırtınaydın gözlerime. Neydi beni büyüleyen o tarifsizlik? Bakışların kuşatma altına almıştı adeta bedenimi. Sarmaş dolaş olmuştum kokunla. Hücrelerimi yerinden oynatmıştı kirpiklerin…
Ben sana hiç umulmadık bir anda rastladım. Sahipsiz kalbimin tek sahibi olmuştun. Bedenimdeki sebepsiz titremenin ve yüreğimdeki o anlamsız sızının tek faili sendin. Attığın o kurşun kalbime saplanmıştı. Hiçbir hastanenin kabul etmediği ağır vakaydı halim..
Ciddi ciddi ders çalışarak zengin olmaya çalışıyoruz, hemen hemen havai fişek kazasında ölmeyle aynı olasılık.
Birden aklıma geldi, acaba verdin mi kalbini yeni birisine ? Ben bazen bunu düşünüyorum ve bu düşünce beni mahvediyor. Böyle şey gibi kanser hücreleri olur ya hani yavaş yavaş sarar bedenini öyle oluyorum bunu düşündükçe. Yavaş yavaş kalbimi kanser ediyor. Ama sonra aklıma şu geliyor ‘seni seviyorum’ deyişin. İnsan bunu herkese söylemez öyle değil mi ? Söylese bile, kalbinden hissederek söyler mi ? Hayır bence söylemez, söylememeli. Söylemiyorsun değil mi ? Çünkü eğer kalbin artık başkasınınsa benim kalbim bu kanser denilen şeyden kurtulamaz. Kalbini başkasına vermediğini umut ederek yaşıyorum. Unutma sakın umut kanseri yenmenin tek çaresidir.

Hani böyle uyanır ama gözünü açamazsın uykuyla uyanıklık arası bir yerdesindir ya o an gözümü açınca yüzünü göreceğimi sandım o kadar huzurlu bi uyanmaydı ki sana çok kızgınım bir o kadar da üzgünüm hatta belki de hayatımda ilk kez birine kin tuttum ama yine de bi sabah uyandığımda ilk senin yüzünü görebilmek için her şeyden vazgeçebilirim
Sana öyle kızgınım ki. Öyle çok. Sevgim kadar. Bu ne denli yorucu bir bilsen. Bir yanağında parmağımın izi kalır, bir yanağın avcumda uyuklar.
Dünya bu kadar biliyorum, ama sen bu kadar şeyin içinde öyle çoksun ki. Tüm kalabalığın, tüm gürültünün ardında ve hepsinden daha büyük bir karmaşa. Olabildiğince uzak ve tam da kendisisin bu tepetaklak olmuş düzenin. Tüm sınırların karalaması ve cambazı. Öyle devrik, öyle kırılgan, öyle güzelsin ki.
Ama ne olur sen buralarda, böyle yıpratma kendini. Öfkeyle dönme kendine. Her gün daha büyük bir nefretle, yeni bir kinle. Oradan oraya vurup cezalandırma. Omuzları yere bakan babalar gibi. Kapıların önüne yığılan karanlıklar, sokaktan iki adım sesi gelse perdeleri çeken kaçaklar gibi. Kuyruğunu bacaklarının arasına sıkıştıran itler gibi hatta. Tüm suç seninmiş gibi.
Kendi içinde kayıpken kendinden çok uzakta.
Sen kendini bu kadar yormasan da seni sevmek beni bu kadar yaralamasa.